
Bugün Pazar Sohbetinde konuğumuz Yazar Hayrettin Gürer’di. Yazar ile yazarlık serüveni ve eseri “Sungur” hakkında konuştuk.
Merhaba Hayrettin Hocam. Öncelikle kendinizden bahsedebilir misiniz?
-1975 Ankara-Kalecik doğumluyum. İlkokulu köyümde, ortaokul ve lise öğrenimimi Kalecik'te tamamladım. Yaklaşık bir buçuk yıl civarında köyde, ailemin yanındaydım. Müteakiben bir yıllık bir İstanbul maceram oldu. Yirmi sekiz yıldır da Kocaeli'de bir devlet kurumunda görev yapmaktayım. Evliyim. Üç çocuğum var.
Hocam kitabınız “Sungur-Yarım Kalan Aşkların Hikâyesi” MCK Yayınları’ndan çıktı. Kitabınızın fikri nasıl doğdu? İsmine ve yazılmasına nasıl karar verdiniz? Kitabınızın yazma sürecinden bahseder misiniz?
-Öncelikle kitabın çıkış sürecinde desteğini her zaman hissettiğim Mehmet HAVUÇ Bey’e, Araştırmacı-Yazar Mustafa CANKURT Bey ve MCK Yayınları'na teşekkür ediyorum. Yollarımız bir vesile ile kesişti. Bana ve bize 'Bir ömür sürecek bir dostluk, bir kardeşlik kazandırdı.' diyebilirim.
Kitap yazma fikri ise benim ve benim gibi düşünen arkadaşlarım için galiba bir zorunluluk. Çünkü hepimiz bir yolun yolcusuyuz. Gelip geçtiğimiz yerlere, tanıyıp hemhal olduğumuz kişilere dair aktarmak istediklerimiz var. Bunun için okuyor, not alıyor ve tarihe notlar düşüyoruz. Sungur(Yarım kalan Aşkların Hikâyesi) da böyle bir not düşme çabası. Türk Dünyası'na dair esintileri ile bizden bir hikâye aslında. Olaylar altı yüzlü yıllarda kahramanım Sungur'un devlet kurma çabaları ile başlayıp Saltuk'un aile olabilme özlemi ile devam ediyor.
Okuyucunun bu kitaptan almasını istediğiniz mesaj nedir?
-Hayatın akışı içinde belki unutuyoruz. Belki yüzümüzü başka başka yerlere dönüyoruz. Ama orada, Türkistan Bozkırı'nda bizden, canımızdan, kanımızdan, hayalleri olan birileri var.
Yazarken zorlandığınız bölümler oldu mu?
-İhaneti yakıştıramadım. Ancak kahramanımın ayakta kalabilmesi için olması gerekiyordu.
Bu kitap hayatınızın hangi döneminde yazıldı? Kişisel hayatınızla eserin yazımı arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
-Şimdiye kadar gördüklerim ve duyduklarıma dair hep bir sorgulama gereksinimi hissederdim. Ama olgunlaşıyorum galiba. Çünkü kabullenmeyi öğrendim. İlahi bir düzenin varlığını görüyor ve o düzenin kusursuz işleyişini hayranlıkla seyrediyorum.
Bu kitabın cümlelerinden birini hep hatırlayacak olsanız bu hangi cümle olurdu? Sizin için özel anlamı olan bir alıntı var mı eserde?
-'Bozkırda yiğit ve ihanet bitmeyecek, kıramazsanız döngüsünü.' olurdu.
Okuyuculardan gelen ilk tepkiler nasıl? Bu tepkiler arasında sizi en çok etkileyen hangisiydi?
-Türkistan Coğrafyası'na dair ilgisi olanlar bir hayli heyecanlanıyor. Diğerleri konusunda bir şeyler söyleyemeyeceğim. Çünkü isimler ve hikâyemizin geçtiği zaman günümüz dünyasından uzak olduğu için zorlandığını söyleyenler de var.
Tepkiler arasında en çok 'Sen mi yazdın?' sorusu etkiledi. Evet demek oldukça keyifliydi.
Yayımlanan bu eseriniz, siz de ve hayatınızda bir değişikliğe sebep oldu mu?
-Yok, hayır! Ben yine eski benim. Yine fırsat buldukça okuyorum. İnsanlara sataşıyor, onlara bir şeyler söylerken bir şeyler öğreniyorum.
Sizi yazmaya motive eden şey nedir?
-Yukarda da bahsetmiştim. Hepimiz bir yolun yolcusuyuz. Gelip geçtiğimiz yerlere, tanıyıp hemhal olduğumuz kişilere dair aktarmak istediklerimiz var. Bunun için okuyor, not alıyor ve tarihe notlar düşüyoruz.
Yazma rutinlerinizden bahsedebilir misiniz? Kaç saat yazarsınız? Yazarken belli kurallarınız var mı?
-Herhangi bir yazma standartım ya da kuralım yok. Bazen sayfalarca yazarım. Bazen de bir cümle beni bağlar. İstediğim kıvama gelmeden devam etmem.
Eserinizin basım ve yayım sürecindeki deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz? Yayınevi süreci nasıl geçti?
-MCK Yayınları ve Mustafa Bey ile tanışıncaya kadar iyi ya da kötü insanların bir kelimeyi söylemekten imtina ettiklerini gördüm. Ama Mustafa Bey ilk romanım olmasına rağmen hep yanımda ve destekçimdi. Konuştuk. Karşılıklı görüş alışverişinde bulunup bugünlere kadar geldik. Daha nice kitaplara inşallah…
Yazarlık yolculuğunuzda sizi etkileyen yazar veya yazarlar var mı? Bunlar kimlerdir?
-Benim daha çok İslâmi eserler ve tasavvufi konular üzerinde bir okuma geçmişim var. Bugün hâlâ o alanda okumayı ve üzerinde düşünmeyi tercih ediyorum. Müsaadeniz olursa isim vermeyeyim. Çünkü gül bahçesindeki her gül güzel her koku kendine has. Dileyen dilediğini koklasın.
Türkistan Coğrafyası'nda ise Prof Dr Ahmet TAŞAĞIL bey'i takip ve tavsiye ederim.
Ülkemizde okuma alışkanlığı nasıl kazandırılabilir? Sizce okullar bunun için yeterli mi?
-Hayata, olaylara, insanlara ve konulara farklı bir pencereden de bakılabileceğini gösterebilirsek mümkün diye düşünüyorum. Okullardan ziyade ailenin önemli olduğu kanısındayım.
Okuduğunuz en iyi üç kitap hangileridir?
-Mârifetnâme, Kırk Mektup, Aşkname diyebilirim.
Bir sonraki kitap projeniz nedir? Mahsuru yoksa bahsedebilir misiniz?
-Hayalleri, çabası ve onca gayretine rağmen aklından çıkaramadığı soru işaretleri ile bir yeniçeriyi Emir Hüseyin Koca'yı anlatacağım.
Kitap yazma hazırlığında olan yazarlara neler önerirsiniz? Yazma sürecinde ve öncesinde nelere dikkat etmeliler?
-Çokça okuduysanız ve yarınlara not düşecek bilgi birikimine ulaştığınızı düşünüyorsanız neden olmasın? Bir süre sonra kendinizi belki kitabınızın yarısını belki tamamını yazmış bulacaksınız. Eğer vakti gelmediyse acele etmeyin. Çünkü düzeltmek yazmaktan çok daha zor ve karmaşık bir süreç…
Okurlara son cümle olarak ne söylemek istersiniz?
-Saygılarımı sunuyorum. Esen kalsınlar.
Hocam teşekkür ederiz.
-Ben teşekkür ederim.

